Ney İçin Yazılmış Şiirlerden Örnekler

 

MESNEVİ’DEN

1

Duy şikâyet etmede her an bu nay

Anlatır hep ayrılıklardan bu nay

Derd-i feryâdım kamışlıkdan gelir

Kim işitse gözlerinden kan gelir.

6

Yardan ayrı dostu nay dost kıldı hem

Perdesinden perdemiz yırtıldı hem

Nay zehir, hem pan zehir, ah nerde var

Böyle bir dost böyle bir özlemli yar.

2

Ayrılıktan parçalanmış bir yürek

İsterim ben derdimi dökmem gerek

Kim uzak tuttuysa yârdan cânını

Öyle bekler öyle vuslat ânını

7

Kanlı yoldan nay eder hep hasbihâl

Hem verir mecnûnun aşkından misâl

Sırrı bu aklın bilinmez akl ile

Tek kulaktır müşteri ancak dile.

3

Her mekânda ağladım ah eyledim

Kim ki gördüm cümleyi dost belledim

Herkesin zannında dost oldum amma

Kimse tâlip olmadı esrârıma

8

Gam dolu günler vakit artık muhâl

Gün tamam oldu yalan yanlış hayâl

Gün geçer yok korkumuz her şey masal

Ey temizlik örneği sen gitme kal.

4

Hiç değil feryâdıma sırrım uzak

Aşina ol nûra nerde göz kulak

Ten cânın aynasıdır hem can tenin

Lâkin olmaz can gözü her kimsenin

9

Kandı her şey tek balık kanmaz suya

Karnı aç insan dalar mı uykuya

Hâletinden pişkini anlar mı ham

Söz kısa kesmek gerektir vesselâm

5

Nay sesi tekmil hevâ oldu ateş

Hem yok olsun kimde yoksa bu ateş

Aşk ateş olmuş dökülmüştür nâye

Cezbesi aşkın karışmıştır nây’e.

 

     HZ. MEVLANÂ

Not : Y.Kimya Müh. Eski Konya Turizm Başkanı Şair Fevzi Halıcı’nın tercümesidir.

Olmakta derûnunda hevâ âteş-i sûzân

Nâyın diyebilmem ki ne hâlet var içinde

NEDİM

Nâyın ki çıkar zemzeme sûrâhlarından

Bülbüller öter sanki gülün şâhlarından

NÂİL-İ KADÎM

Sanma beyhude döner âşıklar

Mest-i canân olarak akla vedâ eylerler

Naydan bang-i elestiyi duyup âh ederek

Hakk’ı âgûşuna sarar öyle semâ eylerler.

MİTHAT BAHÂRÎ

Sadây-ı nây harâm olsun dedin ey sofi-i câhil

Yele verdin hilâf-ı şer ile nâmûsun İslâmın

Bu endam ile vecdiyyâttan dem urmak istersen

İlâhi ney gibi sûrah sûrah ola endâmın.

FUZÛLİ

Ney gibi her dem ki bezm-i vaslunı yâd eylerem
Tâ nefes vardur kuru cismümde feryâd eylerem

Rûz-ı hicrândur sevin ey mürg-i rûhum kim bugün
Bu kafesden men seni elbette âzât eylerem

Vehm edüp tâ salmaya sen mâha mihrin hîç kim
Kime yetsem cevr ü zulmünden ana dâd eylerem

Kan yaşum kılmaz vefâ giryân gözüm isrâfına
Bunca kim her dem ciger kanından imdâd eylerem

İncimen her nice kim ağyâr bî-dâd eylese
Yâr cevri içün gönül bî-dâda mu’tâd eylerem

Bilmişem bulman visâlin lîk bu ümmîd ile
Gâh gâh öz hâtır-ı nâ-şâdumı şâd eylerem

Levh-i âlemden yudum eşk ile Mecnûn adını
Ey Fuzûlî men dahi âlemde bir ad eylerem

FUZULİ

 

Sanma ciddiyyet ile sarfederim san’atımı

Ney elimde suyu durmuş kuru musluk gibidir

Bezm-i meyde süfehânın saza meftun oluşu

Nazarımda su içen eşşeğe ıslık gibidir.

NEYZEN TEVFİK

Not : Neyzen Tevfik Ney’ini üflerken icab-ı nezâkete uymayarak konuşanlara bu kıtayı söylemiştir .

Biliyorduk yalancı dünyâda

Nefesin ilk nimet olduğunu

Biliyorduk yerinde söylenmiş

Bir sözün özge kıymet olduğunu.

Anladık lâkin en derin şevkin

Konya’dan gelme himmet olduğunu

Ney’le ilan edince Hayri Tümer

Mûsıkînin keramet olduğunu.

HAYRİ TÜMER

İçi boş benzi soluk aşk ona olmuş mâye

Derd-i hicran ile feryât ediyor Leylâye

Yükselir hıçkırarak aşkı onun Mevlâye

Bak neler söyletiyor Hazret-i Mevlâ nâye

Bu cihânın ötesinden geliyor nağmeleri

Kanatır dem çekerek sineyi hatta ciğeri

Erişir mi buna kudret buna insan hüneri

Bak neler söyletiyor Hazret-i Mevlâ nâye

Bu ne aşkın bu ne derdin bu ne mestin sesidir

Bu ne titrek bu ne Evc’in bu pestin sesidir

Bu ezelden geliyor Bezm-i elestin sesidir

Bak neler söyletiyor Hazret-i Mevlâ nâye

Arşa çıktıkça bu ses sanki felekler tutuşur

Melekutun tabakâtında melekler tutuşur

Yayılır nağmesi afâka yürekler tutuşur

Bak neler söyletiyor Hazret-i Mevlâ nâye

Bu kesik nefha nedir âh figanın mı senin?

Nefesin mi ya sesin mi ya cemâlin mi senin?

İnleyen nây-ı firâkın mı visâlin mi senin?

Bak neler söyletiyor Hazret-i Mevlâ nâye

Onu almaz ne bu dünyâ ne semâlar ne o nur

Nây’ın esrârına sinmiş bu ne hikmet konuşur

Neye hicran ile inler bu ne matem bu ne sûr

Bak neler söyletiyor Hazret-i Mevlâ nâye

YAMAN DEDE

Not : Bu zat aslen Rum İsevisiyken müslüman olmuş Mevlâna muhibbiydi. Bir Türk öğretmen ile evlenmiş ve Türkiye’de öğretmenlik yapmıştır.

Kuru efsâne sanur sôfi sadâ-yı nây’ı

Neyle sâlik idi gör sikke-i Mevlânâ’yı

Tuttu âfâkı sadâ-yı ney ile şevk u semâ

Söyle kim raksa getürdü felek-i minâyı.

YAYABAŞIZÂDE

Hayâtı seven sanki bir mola aldı

Göğsünden darbe yedi o ahenk yarım kaldı

Yıllardır ruhundaki her duyguyu yansıtan

Tanbur sanki hıçkırdı, Ney boynu bükük kaldı.

MEBRUKE ÖZEKE

Çeşme ve dağlar ufuklara sorar,

Zaman zaman (ardı ardına) gelen

Bu sarhoşluk (mestlik) neredendir?

Gecenin ruhu (duygu dolu geceler) mest bir halde

Dinle gel ! O ağlayan bir Ney der.

MEHMET AKİF ERSOY

Sesi, en tatlı çalgısın, ey ney;
Gece,gündüz… her üflenişte yeni…
Hayli yüksek de olsalar senden,
Tanırım bin sesin içinde seni !
     ARİF NİHAT ASYA

 

Kargı mıydı, kamış mıydı, neydi o
Her makâma âşina bir şeydi o
Nefhâ nefhâ dem çekip; zevk-i sabâ
Nağmesiyle geldi, câna değdi o
Silk-i uşşâka girip hem verdi can
Câme-i nûr-i Hüseyn’i giydi o
Savtına anın ferahfezâ derim
Aşıkâna menba’-ı heyheydi o
Musikî iklimine hâkim idi
Şüphesiz akran içinde beydi o
Yok nasıl beydi efendim şah idi
Hâmil-i esrâr-ı Rabb-i Hayy’dı o
Nefhâ-yi Dâvud’ta bolâhenk ile
Tenlere, hem canlara mâyeydi o
Rûh-i Mansur’dan ‘Enel Hak’ gû olup
Kâinatı mest eden bir meydi o
Tab’ı müstahsen olan sâmi’lerin
Ahterinde parlayan hâleydi o
Safha-yi ervâh-ı uşşâka bütün
Hüsn-i aşk’ı nakşeden hâmeydi o
Zevk-i derd-i aşkı ifşâ eyleyen
Bir İlâhi nağme vü nâleydi o
Dildeki mâna ve zevk ekbârına
Kudretin bahş ettiği câmeydi o
Kevser-i irfân-ı Mevlâna ile
Doldurulmuş mânevi kâseydi o
Bir kamıştı sûretâ ammâ AZİZ
Alem-i mânaya mazhar neydi

AZİZ ŞENOL (KENZİ)

(Neyzen Tevfik’e……)

Bir meclis’e vardık ki sebû-yı mey boş
Susmuş nefes erbâbı derûn-ı ney boş
İşret’de arar rûh muvâfık hemdem
Tevfik refîk olmayıcak her şey boş
YAHYA KEMAL

 

NEYZEN AZİZ DEDE’NİN MEZAR TAŞI KİTÂBESİ

Mevlevi dergehleri ser neyzeni iken garik-i âlem-i lâhuta pervaz etti bu cân-ı Azîz

Herdem eylerdi dil-i yarana taksîm-i safâ bişnevaz-ı firdevs pür feyzinden olmuştu muhbir.

Firkati ile şerha şerha oldu şimdi sîneler

Çeşm-i can-ü ehli mânâ hasretiyle eşkeriz

Menzili ola tarabgâh-ı makâmı sermedi

Kimseye cay-i karar olmuştu cerh-i pür tiz

Kemterin Mevlevî İsmet dedi târihini

Göçtü yâ Hû aşk-ı Mevlâna ile Derviş Aziz.

1323

ANLAMI:

Mevlevi dergâhlarının neyzenbaşısı iken, Aziz’in ruhu (Cânı) Allah’ın vasfı ile beslenmiş âleme daldı. (Gayb âlemine göçtü)

Daima dostların gönlünü hoş eylerdi, Cennetteki Firdevs ırmağı bile onun taksimlerinin feyzinden tamamen haberdar olmuştu.

Şimdi gönüller (Onun) ayrılığı ile parça parça oldular.

(Bizler) Mâna ehli gözü ile, hasretinden ağlayanlardanız.

Gittiği yer dâima mutluluk makâmı olsun.

Kimilerine (Bu göç) durma dinlenme yeri olmuştu.

Pek âciz Mevlevi İsmet dedi tarihini (Vefat)

Mevlâna aşkı ile göçtü Derviş Aziz.

1905

HÜSEYİN FAHRETTİN DEDE ’NİN MEZAR TAŞI KİTÂBESİ

Mevlevî mektebinin hâce-i pür esrârı

Mesnevî âleminin tûtî-i hoş güftârı

Hilye-i zevkini tasvîr edemezler şuarâ

Bâb-ı medhinde düşer acze edîb-i bülgâ

Meclis-i sohbetine can atan erbâb-ı garâm

Vecd-i hâletle olurlardı bütün mest-i müdâm

Şems-i feyzinden alır neşeyi ashâb-ı tarîk

Râh-ı gurbette mürîdâna odur şeyh-i şefîk

Zevk-i meth ile safâ buldu anın vesâifi

Nûr-i feyz ile münevver ola kalb-i sâfı

Ol meded-res bana yâ Şeyh Hüseyin Fahreddin

Pîrin aşkına sen eyle beni feyze karîn.

ANLAMI:

O, Mevlevi okulunun esrâr (Sır) dolu hocası,

Mesnevi âleminin hoş sözlü dudu kuşudur.

Şairler onun güzel sıfatlarının zevkini, şiirle tarif edemezler.

Edebiyatla uğraşan varlıklı kişiler bile onu layık şekilde övmede, beceriksizliğe düşerler.

Onun sohbet meclisine katılmak için can atan aşk ehli kişiler;

Durmadan şarap içen kişiler gibi, kendilerini kaybedercesine ilahi aşka dalmış olurlardı.

Tarik ehli, (Bu yola baş koyan derviş kişiler) onun ilim, irfan güneşinden manevi neş’e bulurlar.

O aşk yolunda yürüyen müridlere, (Dervişlere)

Şefkatli bir şeyhdir. (Mürşittir)

Onun yolunda hizmet edenler, övünç zevkiyle saflık, berraklık ve manevi

eğlence buldular.

Onun saf ve temiz kalbi, ilim, irfan nuru ile aydınlansın.

Ey Şeyh Hüseyin Fahrettin, bana ulaşan, erişen bir kişi olmam için yardım et.

Sen beni Hz. Pirin aşkına, manevi irfana nail olmamı sağla.